TR | EN
Ülker Cremini 21.09.2003

Ülker Cremini 21.09.2003

Reklam Arası-1
 
Kişisel DeğerlendirmeÜlker Cremini
1......10
Vurucu
6
Tek fikir üzerine kurulu
9
Hedef izleyiciye uyar
4
Ürün filmin kahramanı
6
Zevkle izlenir
      5
Markayı güçlendirir
3
 
 
 
 
 
 

 
 
“Enflasyondan Sonra” dizisini olumlu yorumlarla bitirdik. İki aylık rekor düşüşlerin üstüne, psikolojik önemi olan akaryakıt fiyatlarındaki indirim de cuk oturdu. “Kültür ve Tüketim”başlıklı yeni dizimiz hazır gibi ancak ikisi arasında bir süre reklam değerlendirmelerine devam edeceğim. 
 
Ülker’in son dönem ürünlerinden Krenimi reklamı şaka gibi. Hani ajans bana gelip de bu ürün hakkında brief isteseydi şöyle derdim: Ülker’in iş modeli piyasaya sürekli ürün sürmek ve dağıtım gücüyle bunu tüm noktalara pompalamaktır. Türk halkının ağız tadını iyi bildiklerinden bunlar genelde beğenilen lezzetli ürünlerdir. Ülker iyice bir fiyatla lanse edip reklamla desteklediği bu ürünlerin hepsini istisnasız satar. Büyükleri taklitten başka bir numarası olmayan biçare yerel üreticiler ise harıl harıl bu yeni ürünün benzeri için üretim yatırımı yaparlar. Ülker kaymağı toplar ve rakipler piyasaya girdiğinde fiyatları düşürür. Yereller acımasız fiyat rekabetiyle boğuşurken Ülker yeni ürünlerini lanse etmiştir bile. İşte bu ortamda Ülker’in sayıları çığ gibi artan alt markalarını ortalama bir tüketicinin hatırlaması mümkün değildir...
 
Evet Kremimi reklamı aynen bunu diyor; Adını unutabilirsiniz ama tadını asla. Gerçekten de öyle. Şaka gibi. Kremini ile örneklediğimiz iş modeli kuvvetli rakiplerin olmadığı bugünün Türkiye piyasasında başarılıdır ancak bizim daha uzun soluklu markalar yaratmaya dayanan anlayışımızla çelişirler. Savunduğumuz görüşlere daha yakın işler yapmaya başlayan rakibi Eti, Form ile bir pazarlama iletişimi klasiği yazmaktadır. Eti Tutku da çok beğendiğim son reklamlarıyla Eti’nin kuvvetli markalarından biri olacağını gösteriyor. Beş yıl sonra Eti dört-beş yıldız markasıyla stratejik köşe başlarını tutarken Ülker adını hatırlayamayacağımız bininci markasını piyasaya veriyor olacak herhalde. Tersi de olabilir çünkü Ülker’in transfer atakları sürüyor. Son olarak Marsa ekibinden deneyimli pazarlamacılar işe başlamış diye duyduk. Umarız ki her şey istedikleri gibi olur çünkü güçlü bir Ülker nihayetinde ülke yararınadır. O yüzden gerçekten kötü bulduğum Ülker İçim ayran reklamları hakkında uzun uzadıya yorum yapmayıp kendilerini bir süre rahat bırakayım diyorum. 
 
Ayran deyince son dönemde “inekliği” tartışılan Sütaş geldi aklıma. Geçen yıl yaptığım proje nedeniye bazı bilgilere hakim olduğumdan rahatlıkla iddia edebilirim ki Sütaş inektir, çayıdır, yeşildir. Bazı özel kitlelere çıkaracağı özel ürünlerde taktik denemeler yapabilir ama “mainstream” iletişimine yukarıdaki unsurlardan vazgeçmesi intihar olur. Ayrıca ortalama tüketici reklamda kullanılan bazı unsurlardan biz profesyoneller kadar çabuk bıkmaz. Bir reklam filminden bıkılsa bile asli unsurları koruyarak yeni temalarla iletişimi sürdürmek reklamcının görevidir. Yumoş ayıdan, Milka mor inekten vazgeçemez. Pantene ve Blendax aynı fikri anlatan yüzlerce farklı film çekmişlerdir. Ace’nin Gani Müjde tarafından zamanında “hormonlu” olarak tanımlanan Ayşe Teyze’si yıllardır var ve son dönemde yeni neslin zevkine hitap eder bir sürümle yeniden piyasada. İtalya’da 25 yıl aynı kadın oynadı reklamda. 
 
Laf Ace’den açılmışken yazıyı P&G ile tamamlayalım. Geçen ay P&G pazarlama ekibiyle keyifli bir sohbet toplantısı yaptık. Kendilerinden marka konusunda sayısı hızla artan etkinliklerde daha aktif bir rol oynama konusunda söz aldım. Bu ülkenin, marka yönetiminin dünyadaki öncüsü olan P&G’nin birikimlerine ihtiyacı var. Tabii ki iş sırlarını rakiplerine anlatmalarını beklemeyiz ama gidip tekstilcilerin konferansında konuşma yapmalarında büyük yarar görürüm. Hatta örneğin bir kültürel ürünümüzün, tatil yöremizin dünya markası olmasını bir sosyal proje gibi ele almaları hoş olmaz mı? Büyük bir kaynak ayırmadan bu ülkeye çok anlamlı bir katkıda bulunurlar ve müthiş sempati toplarlar.