TR | EN
Kent 01.12.2002

Kent 01.12.2002

Kısa Kısa

 

 

Kişisel Değerlendirme Kent

1......10

Vurucu

10

Tek fikir üzerine kurulu

9

Hedef izleyiciye uyar

8

Ürün filmin kahramanı

6

Zevkle izlenir

     9

Markayı güçlendirir

7

 

Kent'in artık klasikleşen bayram reklamı her şeyiyle mükemmel bir film. Strateji ve mesaj netleşince metin yazarından yönetmene, ışıkçıdan oyuncuya herkes döktürüyor ve ortaya dozu çok iyi ayarlanmış rafine işler çıkıyor. Diyecek başka bir şey bulamıyorum. Biz bayramda şehir dışındayız ama annemlerle ve kardeşlerimle gidiyoruz bu kez. Durumu kırk yaşımı aşıp çoluğa çocuğa karışmama bağlıyanlar var ama bence Kent reklamlarının da payı oldu biraz. Ayrıca bildiğiniz gibi kaynak suyu, ayran, bulgur, helva gibi kültürel ürünleri destekleyen birisiyim ve kültürü koruma adına bayram ziyareti geleneğini de çok önemsiyorum. Bizim aile iki bayramdan en az birinde mutlaka şehirde kalıp el öper. Geçmişte bayramda otobüslerin bedava yapılmasını alkışlamıştım. Hükümetin tatili uzatmama kararını, verimlilik dışında bu açıdan da olumlu buluyorum. Akılcı ve yararlı muhafazakarlık budur.

Türk Telekom marka mıydı yahu? Sabit hatlı telefon reklamını televizyonda izledikten sonra geçirdiğim şaşkınlık içinde kendime sorduğum soru buydu. Ne olduğunu idrak edemedim bir kaç saniye. Tek satıcısı olan sabit telefon hizmeti devlet tarafından, elektrik ve su gibi  öylesine commoditize edilmiş ki, reklamı algılama zorluğu yaşıyoruz. Sanki Karayolları  reklam yapmış asfalttan gidin diye. Halbuki bir kaç yıl içinde TT özelleşecek, tekel kalkacak ve Telekom ya da adı ne olursa, ciddi anlamda marka iletişimine başlayacak. Aslına bakarsanız cep telefonları önemli bir rakip olarak yıllardır etkinliğini artırıyordu ama bizim resmi zihniyet bunu uzun süre algılayamadı. Algıladıktan sonra da bildiği tek şeyi yaptı; elindeki gücü kullanarak haksız rekabet ve ciddi fiyat indirimi. Cep telefonuyla konuşunca ödenen astronomik vergiler sabit telefonda yok. Yani şu buyurgan devlet zihniyeti öylesine kastı ki beni ister istemez giriyorum mevzuya. Fenerli Washington'un futbol hayatı dakikada bitti ama onca kalp problemine rağmen Denktaş'ın hala işin başında olması ve benim geleceğimi tıkaması da üzerimdeki resmi gerginliği artıran en önemli faktör bu günlerde. O yüzden,  sayfayı iş yazısı okumak için açan okurlardan, genel psikolojik halimi köşeye yansıttığım için özür diliyorum.

Volkswagen'in son reklamı, daha önce de defalarca kullanılmış olan arabasını çok sevme teması üzerine kurulu. Yani sadece ben burada Honda ve Palio reklamları vesilesiyle aynı temadan iki kez bahsettim. Yok mu söyleyecek başka bir şey? Evet arabayı sevmek çok geniş bir alan ve uygulamadaki farklarla markaları ayrımak mümkün ama bütün markalar da bunu söylerse olmaz. Volswagen Sharan ile mükemmel bir iş çıkarttılar, yeni reklamla sıradanlaştılar anında.

Türkiye'in en büyük markası Arçelik iletişimi ciddi bir değişim içinde. O yüzden iyi bir gözlem ile sıkı bir yorumu hak ediyor. Sadece meraklandırma kampanyası üzerinden bir yorum yapmak doğru olmaz. Bir süre bekleyelim.

Yük treninde geçen Hazır Kart reklamıyla Gazo Bey'li BP reklamı arasındaki benzerlik dikkatinizi çekiyor mu? Buna Arçelik reklamındaki yerel tatlar da dahil olmak üzere çok sayıda örnek eklenebilir. Evet bu Sinan Çetin'in sinema dili. Kendisi Türkiye'nin en önemli ve başarılı yönetmenlerinden. Reklam senaryosuna da mutlaka kendinden bir şeyler katıyor ki bu, reklam yaratıcılarının tercihinde önemli rol oynuyor olmalı. O yüzden, işini iyi yapan biri olarak profesyonel açıdan her türlü takdiri hak ediyor. Buraya kadar iyi de reklam, yani marka iletişimi, markalaşma çabası özünde farklılaşma çabası değil midir? Ürünlerin giderek benzeştiği  bir dünyada bu farklılaşma daha çok marka kişiliği gibi soyut alanlarda olmak zorunda değil midir? Ülkede çekilen reklamların önemli bir bölümü ton ve tarz olarak birbirine benzerse işin özündeki temel amaçla çelişmez miyiz?