TR | EN
Vay, vay, vay, vay… Baskete bak! 01.10.2010

Vay, vay, vay, vay… Baskete bak! 01.10.2010

Yetmişlerin sonundaki Beyaz Gölge dizisi ve başarılı geçen 1981 Avrupa Çalenç Turu’nu takiben ülkede basketbol popülerleşmiş, İstanbul, Ankara, İzmir dışında Bursa ve Adana’da da basket seyircisi oluşmuştu. Zevksiz finaline rağmen, umarız ki son dünya şampiyonası basketbolu ikinci milli sporumuz olarak tesciller ve tekrar İstanbul dışına çıkmasına da vesile olur.
Markalarımız genelde turnuvaya hazır göründü ama geri kaldığımız konular da vardı. Buradan iyi iletişim dersleri çıkarma ve global oyunlarda etkinliğimizi artırma umuduyla notları açıklayalım:
Garanti; On yıllık altyapı ve üstyapı yatırımını başarıyla sürdürüyor. 12 dev adam yarı finale çıkınca eski filmleri yeni görüntülerle harmanlayıp esneklik gösterdiler.
THY; “Türkler uçuyor” ile yeni bir damar yakaladı. Bu damardan Garanti’ye göre daha çok maden çıkarabilirler çünkü havacılık sektörü kategorik olarak basketbola daha yakın.  
Turkcell; “hoppaa” ile sokaktaki hislere tercüman oldu. Ya da sokağa “his” pompaladı. Turkcell ve Garanti reklamları karışıyor olabilir mi acaba? Merak ettim.   
Mavi; yıllardır sürdürdüğü tutarlı çizgisini ve global iddiasını bir tık yukarı çekti.  Film harika ve giderek İstanbul’u da sahiplenen marka vaadini güncel olaya (turnuva) çok iyi bağladı.  
Efes Pilsen; Basketbolun “ilk sahibi” TV dışını iyi kullansa da ana mecra olmayınca fazla görünemediler. Neredeyse tüm sponsorların rengi de mavi ne kısmetse.
Ülker; ağırlığı Metro markasına verdi ve marka vaadini pekiştirdi. Kurumsal reklamı da fena değildi ama bu turnuva çıta yükselince vasat kaldılar.  
Türkiye’nin en önemli dünya markası adayı BEKO galiba işin buralara geleceğine inanmadı. Zaten işin en başında dünya markası olacaklarına da pek inançları yoktu; İç pazara oynuyorlardı.  İki binlerde coştular. BEKO akıllı bir seçimle birkaç yıldır basketbol sponsorluğu yapıyor. Üstüne gelen dünya şampiyonası iletişimde zirve yapmak için büyük fırsattı ama bir şey söylemeyen masaüstü reklamları zayıf kaldı.  
Gillette Mach3 reklamdaki acemi askerin “Her gün tıraş olmamız gerektiğini unutuyorsun galiba” şeklindeki veciz cümlesi çok sırıtıyor. Eğer son elli yılda Türk Silahlı kuvvetlerinin herhangi bir yatakhanesinde böyle bir cümle kurulduysa ben etek giyip İstiklal’de turlamaya hazırım.
Maskotu başarılı bulmadım. Ülkemizin iletişim sembolleri konusunda ciddi bir milli projeye ihtiyaç var. Lisanslı ürün satışı da (bence) çok iyi değil. Forma imalatı biraz riskli, bunu anlarım. Ama özellikle yabancıya satılacak diğer ürünlerde de elimizi korkak alıştırmışız belli ki.
İspanyollar final maçında “visit Spain” ilanları girerken biz dışarıya fazla Türkiye mesajı veremedik.  TOBB’un “invest in Turkey” ilanı da yarı finale kadar okunmadı.
Pazarlama sektörü medya planlama konusunda sınıfta kaldı. Aynı reklamlar her molada gösterilerek bıktırdı. Belli bir frekans eşiğini aşmanın ek fayda sağlamadığını biliyor olmalılar. Öte yandan final maçında pek farklı reklam da göremedik. Herkes bayram tatilinde olduğundan ve kimse final ihtimali görmediğinden NTV son gün reklam kovalasa da kuşakları dolduramadı.
Turgay Demirel ve vizyonu hakkında pek bir şey bilen var mı? Nadiren ortaya çıkıp defansif demeçler veriyor. Prim tartışmaları ve finaldeki yakışıksız yuhalama krizleri de iyi yönetilemedi. Kendisinin bir iletişim danışmanlığı hizmetine ihtiyacı var. Ali abi;  şu herkesten sakladığın Bersay’ın 20. Yıl Konferansı’na çağırmışındır umarım.  
Tanjevic yıllar süren mücadelesini büyük bir başarıyla taçlandırdı. “Artık ölsem de gam yemem” noktası bu olsa gerek ama biz hocamıza sağlıklı uzun bir ömür diliyoruz.
 
Survival of The Fittest
Birol Güven diyor ki:
Amerikalılardan daha iyi yaparız bu dizi işini. Haftada 120 dakika dizi çeken ekibe 40 dakika çekmelerini söyle ve üç yıl bekle. Ondan sonra bizden de Lost’lar, 24’ler çıkar.
Uğurkan Erez diyor ki:
Victoria’s Secret 5 milyon dolar ayırıyor bir defilesine. “Yurtdışında her şey çok güzel” diyenlere cevabım olsun. 5 milyon doları ver bana, bak ne defile yapıyorum! Dünya konuşur bizi...
Ben de şöyle diyorum:
Olimpiyat stadına harcanan paranın yarısı kadar iletişim bütçesi ayırın. Sizin seçtiğiniz ajanslarla çalışayım ama brifi ve ön onayları ben vereyim. Seneye bütün dünya İstanbul’u konuşmaz ve şehir zirve yapmazsa emekliye ayrılırım.
Eylül ayında dünya ikinciliği ve yukarıdaki iddialı demeçler üst üste gelince bu başlığı attım. Eğer alemin kuralı “en hazır/esnek olanın ayakta kalması” ise, 21.yüzyılın kralı Türkiye olacaktır.
Herbert Spencer burada “fit” derken fiziksel olarak en güçlü, en akıllı, en donanımlı olanı kast etmiyor. Değişen ortama en iyi ve en hızlı adapte olanın ayakta kaldığını söylüyor. Evet, belki dünyanın en eğitimli, en demokratik, en iyi altyapıya sahip toplumu değiliz ama değişime bizden iyi uyum sağlayan da yok. O zaman, büyük oyunlara hazır olmakta fayda var.