TR | EN
Ali, Ömer ve Hıncal 15.10.2010

Ali, Ömer ve Hıncal 15.10.2010

Ali Ağaoğlu Neden Sevilmez?
2003 yılında şöyle demişim; Türkiye’de siyasetten beyaz eşyaya tüm alanlarda yaşadığımız üretici odaklı buyurgan zihniyetten tüketici odaklı “fayda” yaklaşımına geçiş konut sektöründe de kaçınılmaz olarak yaşanacak. Paramızı, sonuçta ortaya ne çıkaracağını tam bilemediğimiz bir yapsatçı müteahhit veya kooperatif başkanına teslim edip onun kafasına göre ürettiği binalarda (beğenmesek de) yaşamak zorunda kalmayacağız.
Para dergisindeki bu yazı dizisi markalı konutların gelişini müjdeliyordu. İstanbul’da 1999 depremiyle tetiklenen güvenilir bina talebini 2001 krizi erteledi. Ekonominin düzeldiği 2003 sonrasında ise konut talebi patladı. Doğru öngörüyle markalı konut üretenler özellikle 2004-2006 yılında “para bastılar”.
Telaffuz zorluğuna ve köylü kokan “Ağa” lafına rağmen, doğru iletişimle “kentli” ve güvenilir bir marka haline getirilen Ağaoğlu o gün bu gün liderliği hiç bırakmadı. DOR Insight’ın Ekim başında konut almaya niyetli İstanbullular arasında internette yaptığı araştırmanın sonuçları Ağaoğlu’nun açık ara önde olduğunu gösteriyor. Ali Ağaoğlu’nun özel hayatını eleştirenler, beğenmeyenler, kıskananlar  olsa da bunlar güvenilir müteahhit geleneğine yaslanan başarılı pazarlama çabaları olarak değerlendirilmelidir. “Öyle çok parası var ki bizim evi havada karada bitirir” mesajı vermektedir. Sonuçta kız yurdu müdürü değil ki adam, konut satıyor.  
Bu özgüven patlamasının sınırları zorladığı da oluyor haliyle. Ataşehir’in etrafını  50 katlı gökdelenlerle kuşatıp sonra da dalga geçer gibi “Ağaoğlu’nun Ataşehir’e son hediyesi” başlığı atmak ve binalar kendi elektriğini üretiyor diye çevre vurgusu yapmak riskli işler. Sonuçlarını göreceğiz. Ancak bizi esas harekete geçiren, Ali Bey’in Kemal Atatürk gibi ufku süzen bir bakışla “bu ülkede herkes iyi yaşamayı hak ediyor” başlıklı ilanlarda yer alması oldu. Bunu bir ego patlaması gibi görenler olsa da My World Europe projesinin tanıtımında Ali Ağaoğlu’nun bizzat kullanılması sektör için büyük bir cesaret örneği ve bence başarılı bir uygulamadır. Doğrudur. Markalı konut iletişiminde yeni bir aşamadır. Bol yeşilli, maketli proje ilanlarının ayrışmakta zorlandığı bir dönemde böyle ortaya çıkıp büyük laflar etmek ciddi özgüven gerektirir. Ezcümle, Ali Ağaoğlu bu işler için doğru kişidir. Kıskananlar çatlasın.
 
MARKALI KONUTLARDA İLK 10
İlk akla gelen marka
Toplam yardımsız bilinirlik
Toplam bilinirlik
AĞAOĞLU
45%
81%
96%
Fİ-YAPI
19%
49%
89%
DUMANKAYA
3%
16%
80%
KİPTAŞ
2%
14%
83%
SİNPAŞ
2%
10%
75%
SUR YAPI
1%
9%
54%
TAŞ YAPI
2%
9%
58%
DAP YAPI
1%
7%
32%
SOYAK
1%
6%
78%
VARYAP
1%
5%
53%
 
Ömer Üründül Neden Sevilir?
Anglosakson ülkelerde girişimciyi, çalışanı, yeteneği teşvik eden iklim, başarının ve gelişmişliğin temel nedenlerinden biridir. Buralarda rekabet had safhada olsa da, sektörü oluşturan tüm oyuncularda  “aynı gemide olma” bilinci ve pastayı büyütme önceliği vardır. Spor yorumcuları da hataları değil, başarıları öne çıkarır. Tugay, Hidayet, Memo Türkiye’de kalsalardı kariyerleri ne olurdu? Bir düşünün.
Bizde ise temel tüketici iç görüsü “en büyük taraftar, futbolcular sahtekar”dır. Üründülgillerin yakaladığı da budur; hatalar üzerinden yorum yapmak. Sanki bir ideal ManU-Barça maçı yaşanmış ve standartlar orada tespit edilmiş, sonrasında oynanan her maç ondan kötü, yenilen her gol hata eseri. “Onu öyle yapmayacaksın, bunu boş bırakmayacaksın” yorumları... O yüzden, futbol bilgisi vb. nedenlerle tutmayanlar olsa da ortalama futbolsever Ömer Üründül tavrını beğenir çünkü onlar da yapılanı övmekten çok yapılamayana kızmayı tercih ederler.
Halbuki futbolcu dediğin hem yetenekli, hem de yıllarca özveriyle çalışmış özel bir insandır. Atılan on golden sekizini hatalara da bağlayabilirsiniz, tam tersine becerilere de. Milli Hasıla veya Milli Gelir hesapları gibi; Ne taraftan baktığınıza bağlı. Eğer ülkede sporun marka değerini artıracaksak,  yorumcular da oyunu, seyri cazip hale getirmek için çaba göstermeli, yıldızlar yaratmalı ve kahramanlık hikayeleri kovalamalıdır.  Pasta böyle büyür. Mevcut asabı bozukların sinir katsayısını artırıp reyting kovalamak küçük oyundur. Hata bulucu Ömer Üründül de yanlış kişidir.
 
Hıncal Abi Ne Yapabilir?
Hıncal Uluç’u Cumhuriyet günlerinden beri takip ve takdir ederim. Kişi marka örneği olarak kitaplarımda ve yazılarımda defalarca incelenmiştir. Sabah’ın boşaldığı günlerde Vatan’a geçmeyerek,   fazla neferi kalmayan Sabah’ı neredeyse tek başına ayakta tuttuğunu düşünürüm. Hıncal Uluç markasının özü bağımsızlıktır. Serttir, polemikçidir, gerektiğinde kalp de kırar ama konumlandırma zaten budur. Bir tercih ve bir vazgeçiştir. Seveni kadar sevmeyeni olsa da telkinle yazı yazmayacağını, yazıdan maddi çıkar bekleyemeyeceğini herkes bilir. Hıncal Uluç, hükümete yaklaşan Sabah’ın denge unsuru, taşıyıcı direğidir. Başbakan’ın hayal projelerini açıkladığı seçilmiş kişidir. Zor bir görevi vardır ama bu misyonu güçlendirerek sürdürmesi toplum yararınadır. Memleketin doğu-batı ve kuzey-güney akslarında giderek bölündüğü, herkesin cephesini seçtiği bir dönemde Hıncal abi hala merkezi, uzlaşıyı, aklıselimi temsil eden bir pozisyondadır.
Yeni görevin Hıncal abi, eğer kabul edersen, Sabah’ı uçlara kaydırmamak, milleti tekrar barıştırma yolunda çaba göstermektir. Bu da memleketin en marka gazetecisi için mükemmel bir jübile olur.