TR | EN
Memleket Sizi Fonladı, Ortada Bir Şey Yok 01.04.2012

 

Bir reklam ajansı ve PR şirketiyle düzenli çalışan,

Mehter marşı ve “biricik sevgilim” sıradanlığı dışında bir slogan/marş üretebilmiş,

Sağlam bir tüketici/taraftar araştırması yapmış bir futbol kulübü var mı?

 

Digiturk zararda. Son ihalede Türk Telekom sopa gösterince süper ligin hak etmediği bir para vermek zorunda kaldılar. Haliyle abone sayısı ve geliri o oranda artmadı. Futbol yayınını bırakırsa biteceği için sabırla fonluyor.  Yani Mehmet Emin beyin cebinden futbol kulüplerine ticari rasyoneli olmayan bir para aktarılıyor.

 

Olayların perde arkasını bilen kulağı delik adamlardan değilimdir ama görünüşe göre hükümet nazının geçtiği şirketlere ve kamu kuruluşlarına sponsorluk konusunda telkinde bulunuyor, ticari rasyoneli olmayan bir miktar para da sponsorlardan gidiyor.

 

Maliyenin kulüplerin hesaplarını denetlediğine dair bir gösterge de yok ortada. Ayar vermek istediği gruplara milyarlarca dolar ceza kesebilen hükümetin isterse kulüplere neler yapabileceği aşikar. Yani, görünüşe göre kulüplere “tahakkuk edilmeyen vergi/ceza” kaleminden de bir miktar fon aktarılıyor, kamunun fırsat maliyeti olarak.

 

Anlı şanlı kulüplerimiz borsada alenen milleti dolandırdılar. Bir gazetede okuduklarım kanımı dondurdu ama iş nedense büyümedi. Normal bir şirket yapsa bırakın maddi cezaları, yöneticiler hapse girerdi ancak herhalde buna da göz yumuldu. Yani borsa yatırımcısından da isteği dışında, hatta ahlaksızca bir para aktarıldı kulüp kasalarına.

 

Bir çok zengin taraftar, hatır-gönül-baskı ile localar, kombine biletler alıyor. Normal ticari bir karar verse o paraya o hizmeti değer görmeyecek belki ama hatır kıramıyor. Kulüplerin sağladığı faydanın  tam karşılığı olmayan bir miktar para da bu şekilde giriyor kasalara.

 

Üstüne bazıları cebinden para koyuyor. Yıldırım Demirören kendinden sonra gelen başkanlar da aynısını yaparsa şimdiye kadar verdiği yüz milyon lirayı hibe edeceğini söyledi. Ne güzel. Beşiktaş hep geleneklerin ve özverinin takımı olmuştur zaten. İyi de paraya bakar mısınız? Hülasa, bazı sanayici babalar da oğulları eğlensin diye şahsi birikimlerinden gönülsüzce fonluyor Türk futbolunu.

 

Ayrıca kulüpler bankalardan ciddi kredi kullanıyor. 200 milyonlar, 300 milyonlar konuşuluyor. Toplasak kim bilir ne çıkacak. Ne kadarı indira gandi bilmem ancak belli ki gelecekteki kazançlar taahhüt edilerek bankalardan da anlamlı miktarda para kulüplere aktarılmış.

Atladığım bir şey var mı? Eminim vardır ama dedim ya, ne yüksek politikadan anlarım,  ne de kulağım deliktir. Bizimki basit akıl yürütme.  

 

Peki sonuç olarak ortada ne var?

 

·         Avrupa’da ve dünyada gerileyen bir sportif performans

·         Yerlerde sürünen marka gücü

·         Statlarda azalan seyirci sayısı

·         Şike davaları

·         Keyifsiz bir lig

·         Ayrıca, daha UEFA’dan ne geleceğini bilmiyoruz.

 

ABD’de spor kulüpleri, bırakın devlet desteğini, yaptıkları işten, üstelik beyzbol ve Amerikan futbolu gibi dandik oyunlardan para kazanırken bizimkiler aktarılan onca fona ve memleketteki futbol aşkına rağmen geri gidiyorlar. Aradaki fark ne? Yönetim ve pazarlama becerisi. İlla ki bir miktar para da çalınıyor ama neticede gelir, katma değer üretmesi gereken bir sektör kendisine verilen paraları beceriksizce çarçur ediyor. 

 

Şimdi bunları zaten herkes söylüyor da senin farklı bir diyeceğin, somut bir önerin var mı derseniz cevabım “evet”. Saf bir pazarlamacı olarak beklentim şudur:

 

1.       Ortaya minimum beş yıllık hedef ve stratejik plan koymuş,

2.       Misyonunu, vizyonunu, değerlerini netleştirip ilan ve iman etmiş,

3.       Attığı her adımda, verdiği her demeçte buna uygun davranan,

4.       Marka kimliği ve görsel etkinlik konusunda profesyonel destek almış bir kulüp.

5.       Altyapıda, futbolcu alımında bir politikası olan, mesela bilimsel testler yapan,

6.       Futbolcularına dil, medya, görgü, giyim, finans vb. eğitimleri veren bir İK birimi.

7.       Rakam toplayan, bunları yorumlayıp hikayeler üreten ve basınla paylaşan bir istatistik birimi.

8.       Bir reklam ajansı ve PR şirketiyle düzenli çalışan,

9.       Anadolu Efes’in yaptığı gibi taraftar için profesyonellere şarkı, kulüp marşı yazdıran,

10.   Mehter marşı ve “biricik sevgilim” sıradanlığı dışında bir slogan üretebilmiş,

11.   Bir şekilde bir endüstriyel ürün tasarımcısıyla çalışmış,

12.   Herhangi bir tüketici/taraftar araştırması yapmış,

13.   Bu araştırma sonucunda segmentasyon ve CRM uygulaması geliştirmiş,

14.   Taraftar gruplarını toplayıp marka değerlerini, kendilerinden beklediklerini anlatmış,

15.   Tribünlerde satış vb. yaratıcı fikirler geliştirebilmiş bir pazarlama bölümü. 

 

Umarım buna yaklaşan birileri vardır da önce biraz mahcup olur, sonra da sevinirim.

 

Ancak gördüğüm şu ki ortada pazarlamacı ve yönetici yok. Ülke imkanlarının üzerinde bir para toplayıp bunlara veriyorlar ve onlar da ya çalıyorlar, ya da çar çur ediyorlar. Kazanan kim? Avrupa’da şansı kalmamış emekli futbolcular ve bir grup simsar. Yazık.