TR | EN
Vergi Gelirini Artıracak Komplo Teorileri 01.06.2004

Vergi Gelirini Artıracak Komplo Teorileri 01.06.2004


Vergi Gelirini Artıracak Komplo Teorileri
Dünya Gazetesi
01.06.04
 
Türkiye gıda ürünleri pazarı 35 milyar dolarlık hacmiyle tüketim harcamaları içinde ilk sırayı alır. Bunu barınma harcamaları takip eder. Giyim ve ulaşıma harcadığımız para da onbeşer milyar dolar civarındadır. Sağlığa on, iletişime de bir o kadar para gider ve bunları eğitim, eğlence, temizlik ürünleri gibi kalemler takip eder. Ülkede üretilen toplam hasılanın 200 milyar dolara yakın kısmı “özel nihai tüketimdir”. Eğitim ve sağlık harcamalarının çoğunu devlet yaptığından bunlar büyük tüketici pazarları olarak ortaya çıkmaz, gıda pazarının görece önemi artar. Bunu bir kenara yazalım.
 
Öte yandan yıllardır “körün tuttuğunu bellediği” vergi sistemini, tüm yanlışlarını bilmesine rağmen çaresizce sürdüren geçmiş hükümetlerin aksine, mevcut hükümet için daha akılcı adımların atılabilmesine olanak tanıyan nispeten rahat bir dönem yaklaşıyor gibi. Yara hala kanadığından 2003 yılında yapısal önlemler alamayan hükümetin yine de örneğin enflasyon muhasebesiyle bazı sektörlerdeki (kuyumculuk başta) çarpık tabloyu düzeltme yönünde adımlar attığını görüyoruz ama bunlar temel rasyoları değiştirmekten uzak kalıyor. Bu yazı vergi gelirini artırma konusuna potansiyel kişiler veya gruplar açısından değil de potansiyel sektörler açısından bakmayı hedeflemektedir. Çünkü kamuoyunda haklı nedenlerle bazı hassasiyetler olsa da işin hacmi açısından bakıldığında futbolcuların veya sanatçıların peşine düşmek yerine örneğin gıda üreticilerinin ve satıcılarının üzerine gitmek çok daha verimlidir çünkü Türkiye’de futbol ve eğlence sektörlerinde yaratılan gelir gıdanın onda biri bile değildir.
 
Bu yazıyı tetikleyen bir başka faktör de son dönemde televizyonlarda sağlıksız koşullarda üretilen gıda ürünleri üzerine yapılan programların artması oldu. Acaba bu işler devlet ve özel sektörün üst kademelerinde planlanmış organize bir hareket mi? Öyleyse “helal olsun”. Eğer değilse de şunu belirtmek isterim ki, “beyler lütfen bu işi organize hale getirin çünkü orada çok ekmek var”. Hem de bir taşla iki kuş vurarak.
 
Gıda sektörünün devasa hacmine karşın kurumsal gıda şirketlerimizin ciroları genelde küçüktür. 2 milyar dolarlık Ülker’i ve toplandığında Ülker etmeyen Coca Cola ve Unilever gibi büyükleri çıkarırsak bugün markalı ürünler üreten “dev” gıda şirketlerimizin cirolarının çok küçük olduğunu görürüz. Örneğin gıda içinde et ve et ürünlerine harcanan para 7 milyar dolar iken en büyük et şirketimiz Maret’in cirosu yüz milyon doları bulmaz. Yoğurt pazarı 2.5 milyar dolar iken bunun sadece 500 milyon doları kayıt altındadır. Hanelerin meyve tüketimi 6, sebze tüketimi 7 milyar dolar civarındadır ancak organize, markalı şirketler yoktur. Bu miktarın onda biri organize süpermarketlerde kayıt altına girse de kalanı kayıt dışıdır. Dışarıda yeme-içma pazarı 3.5 milyar dolardır ancak fast food restoran zincirleri bunun anca onda birini yapar. Kalanı kebapçı, çorbacı, unlu mamuller ve kıraathaneler...yani kayıt dışı, hijyen dışı. Halka açık “büyük” gıda şirketlerinin çoğunun yıllık cirosu 10-30 milyon dolar arasındadır.
 
İşte gıda piyasasındaki bu durum hükümetin önüne çifte şans çıkarmaktadır. Bir yandan hijyen dışı üretimin üzerine gidip halk sağlığını korurken öbür yandan insanları organize gıda şirketlerince üretilmiş markalı ürünlere yönlendirmek mümkündür. Bu yapılmalıdır ve umuyorum ki bilinçli olarak yapılıyordur. Bunu semt pazarlarının kısmi tasfiyesi izlemelidir. Krizin etkisinin henüz geçmediği şu günlerde böylesi emniyet süpaplarına dokunmak yanlış olabilir ancak gelecek yıllarda lüks muhitlerdeki pazarlardan başlayarak bu iş kotarılmalıdır. 
 
Türkiye’nin en büyük tüketim pazarında vergi tahsilatını ve sigortalı işçi sayısını artırmanın kolay ve şık yolu insanları markalı ürünlere ve organize mağazalara yönlendirmektir. İşte televizyonlar insanları korkutarak da olsa markalı ürünleri teşvik ederken, Pınar markasınınwww.pinarmutfagi.com adresinde fabrikalarını halkın gözü önüne sermesi bana anlamlı (ve çok doğru) geldi. Yanlış anlaşılmasın, kesinlikle eleştirmiyorum. Yıllardır türlü komplolarla bu ülke kaynaklarının hortumlanmasına, demokrasinin bir türlü gelişmemesine yol açan siyasilerin tam olarak da böyle neo-komplolarla uğraşması gerektiğini söylüyorum. Bu işlerde zaten iyiler, biraz da iyi amaçlara kanalize etsinler.
 
Gıdada KDV oranları ve kar marjları genelde düşüktür ama diğer sektörlere baktığımızda iletişim ve taşımacılıkta zaten gereğinden fazla vergi tahsil edildiğini, eğitim ve sağlık harcamalarının ise dörtte üçünün devlet tarafından yapıldığını görüyoruz. Geriye kalıyor gıda, barınma ve küçük detaylar. Barınma denince de ısınma, beyaz eşya vb alanlarda gidecek ekstra yer yok. “Mortgage” gibi uygulamalar yaygınlaşıp yapsat bina devri bitince o alanda da açık azalacak ki TOKİ’nin atakları orada rotayı çiziyor. Geriye aslanlar gibi gıda sektörü kalıyor. Aklın yolu bir.
Güven Borça   
Marka Danışmanı