TR | EN
Tatil Yazısı 15.08.2006

Tatil Yazısı 15.08.2006


Tatil Yazısı
 
İş hayatına girdiğim 1985 yılından bu yana yedi günden  uzun bir tatil yapmadım. Açıkçası son zamanlara kadar ihtiyaç da duymadım. Ancak bu sene yorgunluktan mı yaştan mı bilemiyorum, “aşağısı kurtarmaz” düşüncesiyle (aylardır)  iki haftalık bir tatil tezgahı peşindeyim. Siz bunları okurken muhtemelen dönmüş olacağım. Müşterilerime “dinlenmiş bir zihin sonuçta sizin yararınıza” dedim. İkna oldular mı bilmem. Okurlara gelince, onlar biraz sağdan soldan yaptığım alıntılarla yetinecekler çünkü stok yazım kalmamış. İşte tatile çıkmadan önceki son saatlerde, daha önce kestiğim kupürlerden yaptığım bir derleme. Anlam bütünlüğü aramayın ama tek tek hepsinin altına imzamı atarım:
 
 
“Dil tartışmaları, hani derler ya, artık gına getirdi, bıktırdı. Özgün bir düşünceye, hoşgörüden gıdasını alan telkin ve önerilere rastlamak zor. Varsa yoksa kelimecilik; şu kelime yeni, bu eski; şu kelime Arapça, bu Farsça; şu kelime uyduruk...
 
Bir asrı devirdik, hala aynı şarkı, aynı terane...
 
Biz, kelimenin güzel olanından, cümle içinde güzel duranından yanayız. Kelime, böyle bir fırsatı yakalamış ve cümleyle bütünleşmişse, yeter. Yetmelidir. Fazlası; zorlarsanız ırkçılık, tekrarlarsanız zevksizlik, haddinizi bilmezseniz cahillik olur...
 
Sonra kelime, edebiyat ve estetikten güç almalı, yazıldığı mekanda sırıtmamalı, komik ve kadük durmamalıdır... Çağrışım gücü olmalıdır kelimenin ve bu gücü, ortak tarih, ortak kültür ve ortak bilinçten almalıdır. Böyle bir kaynaktan beslenmeye niyetli yeni kelimelere de sabır göstermeli, onları da korumalı, kollamalıdır.”
Mehmet Tekin  (Metafor Dergisi, Konya)
 
 
“Ne askeri ne dindarı kızdırarak ayakta durabileceğini bilen Türkiye’li vatandaş, bu kutupların hayali olduğunu, haklar ve özgürlükler gündeme geldiğinde iki tarafın da aynı kıyıcılıkta tavır alabildiğini hissediyor olamaz mı? Yakın tarihinde, tam da o ‘ülke çıkarları için her şey mubah’, ‘her şey vatan için’ şiarının etrafında nasıl bir işbirliği içinde olabildiklerini de hatırlıyor mutlaka. Güç ve iktidarın bu iki odak etrafında örgütlendiğini görebilmek için sosyal bilimci olmak gerekmiyor. Yüzüne anket tutulanlar, bu memlekette en sağlam duruşun vatanını milletini başta insan olmak üzere her şeyden üstün gören, askeri yönetimin en mükemmeli olduğunu düşünen, dini bütün vatandaş pozu olduğunu biliyor.”
Yıldırım Türker
 
 
“Türkiye daha ‘Türkiye’ olmadan önce, modernleşme sürecine böyle bir yöntemle girdi ve bu yöntemin ağırlığını, tarihinin bütün dönemlerinde hissetti. Ama son olarak 12 Eylül’de bugün yaşanan çeşitli sorunların mayası topluma atıldı.
 
12 Eylül devletin, ama öncelikle devletin askeri kanadının, toplum üzerinde mutlak bir denetim ve yönlendirme yetkisi kazanmasını sağlayacak yasa ve kurumları yerleştirdi. O yıllarda dünyanın yüzünü dönmeye başladığı yönün tersine doğru yürüdü gitti. Amaç, Silahlı Kuvvetler’in varlığını hayatın her alanına yayarak toplumu bir şekilde stabilize etmekti. Bu sürecin mimarları, belirli bir süre getirdikleri düzenin iyi işlediğini de düşünmüş olmalılar.
 
Ne var ki, ‘uzun vade’, ‘hayatın her alanına yayılmış’ o şeyin kendisinin ‘destabilize’ olmasını gerektirir. Siyaseti denetlemek üzere oturduğunuz o koltuk sizi de ‘siyasileştirir’. Siyaset de her yeni durumda, yeni çözüm önerileri, yani ‘farklı fikirler’ anlamına gelir. ‘Tek doğru’ anlayışıyla koşullanmış kişiler, ‘farklı fikir’ fikrine alışamadığı için, kendi ‘tek doğru’sunun çevresinde kemikleşir. Bir süredir olmakta olanlar, aslında toplumsal-politik bilimin hiç de sır olmayan bu kurallarının laboratuvar deneyi işlevini görüyor.”
Murat Belge
 
 
“CHP’nin ‘merkez sağ kadrolara yöneliş’ projesi ise daha derinden bir işbirliği anlamında başka bir yol izleyeceğe benzer. Geçen hafta Türk Tabipler Birliği’nin kongresinde olanlar bu yeni ‘işbirliği’nin bir işareti. Demokrat ve sol duruşu ile bilinen Gencay Gürsoy’un karşısında ‘merkez sağ kadrolar’ın desteğiyle bir CHP’linin adaylığı bu yeni açılımın ilk örneği. AKP karşısında siyasi tercihleri yok sayıp ‘laik’ güçleri tahkim etmek ve böylelikle iktidar alternatifi olmak çabası toplumu kutuplaştıran bir çaba. CHP, bir zamandan beri böyle bir cepheleşme siyasetini topluma enjekte ederek topluma genel bir kötülük yapıyor. CHP kötülük yapıyor yapmasına ama belki de bir başka bağlamda topluma özel bir iyilik olduğunu söylemek de mümkün. Kimin neden sol sayılması gerektiği konusunda karışık kafaların biraz daha aydınlanmasını sağlamak küçümsenecek bir iyilik sayılmamalı. Nitekim bu süreç başlamış durumda.”
Erol Katırcıoğlu