TR | EN
Philip Kotler İstanbul`daydı 01.11.2000

Kotler Baba! (orijinal başlığım buydu, editör uygun görmemiş)

Yıllar önce Philip Kotler Türkiye`ye ilk geldiğinde paraya kıyıp gidememiştim. Yanlış anlaşılmasın kendi parama değil şirketimin parasına. Kitaplarında yazdıklarından başka bir şey bulamayacağıma yönelik garip bir inancım vardı.

Sonraki yıllarda yine geldi. Kaç kez bilmiyorum ama her seferinde "tarihe tanıklık etme" adına kendisini bir kez görmeliyim diye düşündüm. Ne de olsa memlekette pazarlama adına arada sırada laf eden adamlardan biriydim ama Kotler`i görmüş olan ilk birkaç bin kişi arasında değildim. Fakat kısmet olmadı. Üstelik şimdi cepten ödeyecektim!!

Neyse ki bu yıl formül bulundu. Olayı Marketing Türkiye adına bedavadan izleyip görüşlerimi yazma konusunda anlaştık. Eli sıkı değilimdir ama paramın karşılığını almak isterim. Ve Türkiye`de son yıllarda moda olan dünyaca ünlü gurulara verilen paraları fazla buluyorum. Şirket ödese de fazla buluyorum. O kadar zengin bir ülke değiliz ve bence eşdeğer bilgiye ulaşmanın alternatif yolları çok. Adamın kitabını kimse okumaz, web sitesine giren olmaz ama konferansı dolar taşar. Hem armut piş ağzıma düş, hem de daha önemlisi, oralarda olma güdüsü.

Bu duygularla salonda yerimi aldım ve aynı duyguları orada rastladığım tüm tanıdıklarla paylaşarak ayrıldım. Özetle Philip Kotler bir ders kitabı yazarı. Pazarlamanın tümüne hakim. Müthiş bir vaka birikimi var. Hocalığın verdiği anlatım rahatlığı ile kendini dinletiyor. Ama sonuçta bir "generalist". Kendinizi ders dinliyormuş gibi hissediyorsunuz. Her konuda birşeyler duyuyor ama hiçbir konuda derinleşememenin sıkıntısını taşıyorsunuz. Üstelik hoca olduğu için "show" kısmı da zayıf. Hatta espri sayısı bile elin parmaklarını geçmedi.

Kotler de bu yıl izlediğim tüm benzeri sunumlarda olduğu gibi yeni ekonominin herşeyi ne kadar değiştirdiği konusunda bizi ikna etmeye çalıştı. Yeni ekonomiyle ilgili çok sayıda slide koydu fakat verdiği örnekler ve konuşmanın ağırlığı yine kitaplardan aşina olduğumuz bildik şeylerdi. Yani yeni ekonomi hakkında konuşurken eski hikayeler anlattı.

Üstelik görüşlerini paylaştığım herkes yeni ekonomi ve yeni ekonomide pazarlama hakkında söylediklerinin de yüzeysel kaldığı konusunda hemfikirdi. Eminim Atıf Hoca daha iyi örnekler verip daha derin analizler yapardı.

Halbuki ben Kotler`den biraz farklı bir tavır bekliyordum için için. Şu yeni ekonominin gereğinden fazla abartıldığı fikrime destek bulacak birşeyler yakalarım umudunu taşıyordum. Ne de olsa kendileri klasik pazarlamanın babalarındandı ve yıllar önce ortaya attığı (veya derleyip toparladığı) fikirlerin bu gün tamamen reddedilmesine biraz karşı çıkar umudum vardı. Ama baba da yaptıklarımızın külliyen yanlış olduğunu haykıran yeni moda koronun arasına katılmış çoktan. Eee ekmek orada. Akıntıya karşı durmak zor. Değişim, yeniden yapılanma vb. başlıklar altında bir sürü danışman, yüksek bütçeli projeler götürüyor her yerde. Bu projelerde yapılan ise genelde organizasyondaki yaşlıların işine son verip yerine gençleri yerleştirmek, bir de pahalı teknoloji yatırımları yaptırmak ama onlar ayrı bir yazı konusu.

Gelelim artık her ortamda karşımıza çıkmaya başlayan "Eski-Yeni" tablolarına. Yani geçen yıl şöyleydi, bu yıl artık böyle kıyaslarına. Evet değişimi daha net olarak göstermek için bu tablolarda olay dramatize edilir. Birkaç sektörde yaşanmış başarı öykülerinden genellemeler yapılır. Madde sayısı abartılı bir şekilde artırılır.Bunları sunumu daha ilginç hale getirme adına bir yere kadar kabullenirim ancak bu tür tabloları son zamanlarda o kadar çok görmeye başladım ki tepki vermemek olanaksız. Bu yıl ekonomi dergilerini, gazetelerin eklerini takip eden ve iki üç konferansa katılan bir kişi son beş yıl içinde insana ait bildik herşeyin tamamen değiştiği apayrı bir gezegende yaşadığımızı zanneder. Evet değişim çok aşikar ama tüm bildiklerimizi rafa kaldırıp yepyeni insanlar olmamız gerekmiyor. Bu konuyu daha detaylı bir yazıda ele almak istemekle birlikte hiç vakit bulamıyorum şu sıralar. İnternet ve dijital iletişim alanlarında yatırımlarım var da!!?

Herneyse Kotler`in sunumunda da çok sayıda "Eski-Yeni" tablosu vardı. Ertesi gün bunları tekrar inceledim. Son birkaç yılda gerçekleşmiş gibi sunulan değişimlerin ezici bir çoğunluğunun belki son 50 yılda yavaş yavaş bu noktaya geldiği hususunda kesin bir fikir sahibi oldum. Merak eden tablolara bir kez daha baksın.

Şimdi bu konuyu kapatıp sunumun geneline bakalım. Girişte yazdıklarımdan Philip Kotler`i hafife aldığım, yaptıklarını küçümsediğim anlaşılmasın. Haddim olmaz. Kendisi çağdaş pazarlamanın babasıdır. Bu işin kitabını yazmıştır. Teorilerin ve kavramların derlenip toparlanmasına büyük katkısı olmuştur. Bugün pazarlama adına bildiğimiz çok şeyin Kotler`den sonra endüstri standardı haline geldiğini düşünüyorum. Makro ekonomide Keynes`in rolüne benzetirim.

Kotler tarihteki yerini almıştır. Kitabı elimizin altında durmayı sürdürür. Ancak yeni ekonomi ve yeni ekonomide pazarlama konularında başucu kitaplarını başka birileri yazacaktır. Bu da hemen olmayacaktır. Birkaç yıl daha geçip tozun dumanın ortadan kalkması gerekecektir. Açıkçası henüz tam olarak neler olduğunu tarafsız ve ikna edici olarak söyleyen birilerine rastlamadım. Zor da zaten. Sosyal bilimlerde önce olanlar olur, sonra arkadan birileri buna teori yazar. Bu arada Philip Kotler`de klasik (4P) pazarlamanın babası olarak tarihteki yerini ışıldayarak koruyacaktır.

Öte yandan şu Amerikalılardaki enerji ve azime de her zaman hayran olmuşumdur. Yaşları ne olursa olsun belli bir standardı koruyor, konularıyla ilgili her şeyi takip ediyorlar. Hiç pes etmiyor ve hiç bırakmıyorlar. Philip Kotler de saat 9:30`da kürsüye yaslanmaya başlamasına rağmen işi belli bir standartta götürdü. Söyledikleri dinlendi. Bize yönelik özel bir hazırlık yapmadığı belliydi. Fakat yine de hocalığın verdiği rahatlıkla seviyeyi hep korudu.

Gelelim organizasyona. Girişte öğrendiğime göre 600 civarında kayıt varmış. Mutlaka bir miktar gelmeyen olur. Ancak salon, katılan beşyüz küsur kişi için bile son derece yetersizdi. İnsanlar havasız ortamda sıkışarak oturdular. Tavan da yeterince yüksek olmadığından perde iyi görülmedi. Fuaye ise tam bir kabus. Dar alanda insanlar birbirine sürtünerek çay-kahve almaya çalıştı. Çok daha konforsuz ortamlarda etkinlikler izledik ama onlar bu kadar pahalı değildi. Verilen hizmetin, alınan paranın çok altında olduğu kesin.

Bu yazıda içeriğe yönelik laflar etmek istemiyorum. Mutlaka ilginç notlar aldık, yeni şeyler de öğrendik. Bildiğimiz bazı şeyleri derleyip toparladık, taşlar biraz daha yerine oturdu. Ancak bunları yazmaya gerek duymuyorum. Pek içimden de gelmiyor.

Bundan birkaç yıl önce açıkhava sahnesinde James Brown konserine gitmiştim. James Brown şarkılarını gençliğimizde dinlemiş, plaklardan kasetlere kayıtlar yapmış idik. Kendisi bir efsane idi. O konserde olmaktan çok hoşnut kalmıştım. Ayrıca o yaştaki sahne performansına ve olaydaki toplam profesyonelliğe hayran olmuştum. Doyurucu bir geceydi. Ancak bir daha konserine gitmeyi ve yeni albümlerini almayı düşünmedim. Bir "best of" CD`si alıp arşive koydum, o kadar. Ve bu tavır, onun bir efsane olduğu gerçeğini değiştirmez.

Güven Borça