Güven Borça
14 Nisan 2017 Cuma
Ekonomik Gerçekler

Dünyanın merkezinde, tarımın, kültürün geliştiği bu coğrafyada yüzyıllarca hüküm sürmüş Osmanlı’nın ve sonrasında Türkiye Cumhuriyeti’nin fazla büyümemesi küresel egemenlerin tercihi hiç kuşkusuz. Ülkemizi ve Orta Doğu’yu küçük devletçiklere bölmek için yapılanlar da gayet net. Ancak ekonomi alanında kafalar karışık. Çünkü orada siyasi popülizm devreye giriyor ve emperyalizmin denetiminde yapılan sıradan işler ve normal büyüme oranları başarı olarak sunulabiliyor. O yüzden, egemenlerin gerçekte kimi tercih ettiği daha derin bir analiz gerektiriyor.

 

Başa saralım. Cumhuriyetin ilk yıllarında yerli silah ve havacılık alanında çaba gösteren Şakir Zümre, Nuri Killigil, Vecihi Hürkuş gibi girişimcilerin başına gelenler kitaplara, Devrim otomobilinin hikayesi filme konu oldu. Ama karanlıkta kalan bir sürü şey daha var. Mesela Türkiye’nin ilk markaları Fay, Puro, Gripin’i yaratan Necip Akar, yerli otomobil fabrikası kurma hayali olan Cahit Elginkan, milli sanayi konusunda kitaplar yazan Mümtaz Zeytinoğlu ve ekonomik bağımsızlığın bayraktarı Adnan Kahveci şüpheli kazalarda hayatlarını kaybettiler. Turgut Özal’ın ölümü ve daha bilmediğimiz bir sürü soru işareti de buna eklenebilir. 

 

Özetle, bazı güçler bizim kritik alanlarda dünyaya meydan okuyacak işler yapmamızı hep engellediler. Mümküne ikna veya politikayla, olmazsa zor kullanarak. Bizim liderler de Amerikan yardımıyla barajlar, yollar, köprüler yapıp oyları topladı. Köyleri boşaltıp kentleri büyüttük ve daha fazla otomobil, petrol, hamburger, kola tüketmeye başladık. Meydan okuyanlar bir şekilde taca çıktılar, Ford’un, Coca Cola’nın temsilcisi iş adamları ekonomimizi yönlendirdiler. Sistemin detaylarını merak eden John Perkins’in “Bir ekonomik tetikçinin itirafları” kitabını okusun. 

 

Okuyunca Menderes ve Demirel’lerin neye yatırım yaptığını anlarsınız. Sonrasında Ecevit-Erbakan koalisyonu Kore benzeri bir milli sanayi hamlesi ve köy-kent gibi laflar etmeye başlayınca ülke anarşiye teslim oldu. Ortalığı kimin karıştırdığı malum. Halbuki o koalisyon Türkiye siyasetinde işbirliği kültürünün gelişmesi için de büyük fırsattı. Şaka değil, tarihimizdeki tek yurt dışı askeri harekat olan Kıbrıs çıkarmasını o koalisyon yaptı. Eğer CHP-MSP işbirliği iyi bir örnek olarak tarihe geçseydi bugünkü “tek adam-istikrar” söylemleri o kadar taraftar toplamazdı. 

 

Özal döneminde Türkiye küresel sisteme entegre oldu. İyi oldu. Tabi egemenlerin bizden beklediği  sistemin fasoncusu olmamızdı ve onun ötesine geçmeye çalışan hiçbir girişim yürümedi. Özal döneminin öne çıkan vizyoner iş adamları bir yerde takıldı. Turkcell, Digiturk, ShowTV, Yapı Kredi gibi dev markaları yaratan Mehmet Emin Karamehmet, Vestel’in kurucusu Asil Nadir, öncü girişimleri olan Erol Aksoy, Cem Uzan, Şarık Tara gibi isimler yok ortada. Peki kime kaldı meydan? Laz müteahhitlere.   

 

İki binlerin başında ülke yüksek enflasyonu bitirmiş, askeri vesayet ve ekonomik krizler dönemini atlatmış, istikrarlı büyüme dönemine girmişti. O heyecanla “Bu topraklardan dünya markası çıkar mı?” kitabımı yazdım. Sonra da deli gibi ülkenin her yanına koşarak markalaşma, katma değer yaratma konularında bildiklerimi anlattım. Projeler yaptım. Evet, artık önümüz açılmıştı ve iyi niyetli görünen bir hükümet iş başındaydı. İlk yapılan işler de olumluydu. Ali Babacan ekonomik disiplini sağlıyordu. Ki  ODTÜ Endüstri Mühendisliği bölümünden mezun kardeşimizdir. Turquality projesininin mimarı Kürşat Tüzmen, Türkiye’nin ilk yurt dışı tanıtım hamlesini başlatan Ertuğrul Günay gibi "dışarıdan" insanlar da hükümette kendine yer bulabiliyordu.

 

Bu şekilde iki dönem geçti, bir sürü iyi şey oldu, ihracat arttı, yatırımlar hızlandı ve milli gelir on bin dolar seviyesine geldi. Ama artık orada durulmalıydı. Küresel güçler daha fazlasını istemezdi. Bizimkilerin aklı da fazlasına yetmezdi. Durdu da. Her tarafı yollarla, binalarla doldurduk ama örneğin markalaşma konusunda hiç başarımız yok. Kritik bir sektörde dünyaya meydan okuyacak tek bir girişimimiz yok. Bizim küresel egemenleri tedirgin ettiğimiz tek konu İran ile olan parasal ilişkiler. Zaten Erdoğan’ın bir başarısı varsa o da nakit akışı yönetimidir. Bizim müteahhitler de onu bilirler sadece. Uzun vadeli düşünmek, strateji üretmek, oyun kurmak yoktur kitaplarında. Detayları merak eden eski yazımı okuyabilir. http://markam.com.tr/blog.html?durum=detay&icr=367

 

Ülkemizin son yıllardaki mikro ekonomik performansını şu şekilde özetleyebilirim;

 

·         İki binlerde sağlanan milli gelir artışı ağırlıkla köyden kente göçün doğal sonucudur. Dünyanın bir çok yerinde benzer şeyler yaşandı ama herkes orada kaldı. Adı Orta Gelir Tuzağı.

·         Göç sonrasında köyler iyice boşaldı, kalanlara sadaka tadında destekler verilip gün geçiriliyor. Türk tarımının küresel rekabet gücü yok.

·         İstanbul mega projelerle dolduruldu. Çoğu satılmıyor ve üstüne kent dokusu da trafik de bitik. AVM’ler, perakendeciler sürdürülebilir rasyolara sahip değiller.

·         Her taraf organize sanayi bölgeleriyle doldu. Bu fabrikalar fiyat kırıp zararına çalışıyorlar.

·         Zararın farkında olan hükümet tamamen günü kurtarmaya yönelik destekler veriyor. Faizsiz krediler, aflar, ertelemeler… Çark bir şekilde dönüyor ama iş dünyasında mali tablolar kötü ve sürdürülebilir değil.

·         Her taraf üniversite doldu, kalite düştü ve üniversite mezunları işsiz.

·         Tıp alanında yapılan işler fena değil ancak stratejik bir düşünce yok arkasında. Popülist.

·         Özelleştirme ve artan vergilerle kamuda bir gelir istikrarı sağlandı ancak bunlar da stratejik olmayan altyapı yatırımlarına akıyor. Oradaki rant paylaşılıyor ve millet de bir şey yapıldı zannediyor.   

·         Osmangazi ve Yavuz Sultan Selim köprüleri atıl. Üçüncü havalimanının fizibilitesi yok. Hızlı tren etkisiz. Mantıklı görünen altyapı işleri Avrasya tüneli ve metro çalışmaları.

·         Enerji şirketlerinin tamamı zararda. Turizm bitik.

·         Dünyanın en değerli 500 markası içinde Türk markası yok. Adayımız THY idi ama o da büyük zararda.  

 

Özetle, köprüyle, otoyolla dünyaya kafa tutuyormuşuz ve onlar da bunu kıskanıyormuş gibi bir algı yaratılmaya çalışılıyor. İlgisi yok. Adamlar bize tekstil ürünlerini bedavaya ürettirip üzerine araba ve petrol satıyor, karlı şirketlerimizi satın alıp ellerini ovuşturuyorlar.

 

Görünen politik itişmeye takılmayın, Erdoğan gibi popülist ve taktik seviyede düşünen bir lider küresel derin güçler için bulunmaz nimettir.  Referandumda Erdoğan gücü tek başına ele geçirirse batıda birileri zil takıp oynayacak çünkü o zaman memleketi coğrafi olarak küçültmenin de yolları açılabilecek.

 

Ama hiç zannetmiyorum. Hayır çıkacak diyorum.

 

Belki merak eden olur, oyun kurmak için neler yapmamız gerektiğini de burada anlatmaya çalıştım;  

 

https://medium.com/@guvenborca/oyun-kuran-t%C3%BCrkiye-8b56c2d2416

 

 

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: ip adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle pa ylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.

Yorum Bulunamadı...
İlk yorum yapan siz olun.